Uyuşturucu madde ticareti suçunda soruşturmanın ilk saatleri — arama tutanağı, ilk ifade, el koyma işlemi, muhafaza zinciri ve telefon incelemesi — davanın bütün seyrini belirleyebiliyor. O ilk anda yapılan bir hata, mahkeme aşamasında telafisi çok zor bir savunma problemine dönüşebiliyor. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu, TCK m. 188’de düzenlenmiştir. Satma, satışa arz etme, başkasına verme, sevk etme, nakletme, depolama veya ticari amaçla satın alma, kabul etme ve bulundurma bu suç kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle uyuşturucu ticareti suçu, Türk Ceza Kanunu’nda en ağır yaptırımlarla karşılaşılabilecek suç tiplerinden biridir. Ancak uygulamada en sık karşılaşılan yanılgı şudur: “Uyuşturucu bulundu, demek ki uyuşturucu ticareti suçu oluştu.” Bu yaklaşım her dosyada doğru değildir. Ceza yargılamasında önemli olan yalnızca uyuşturucu maddenin ele geçirilmiş olması değil; bu maddenin hangi amaçla bulundurulduğu, nasıl ele geçirildiği, arama işleminin hukuka uygun olup olmadığı, iletişim kayıtlarının ne anlattığı ve ticaret kastını gösteren somut delillerin bulunup bulunmadığıdır. Bu nedenle uyuşturucu ticareti suçunda savunma, dosyanın bütün delil yapısı görülmeden kurulamaz. Her dosya kendi içinde ayrı değerlendirilmelidir.
1. Kullanmak İçin Bulundurma ile Uyuşturucu Ticareti Arasındaki Sınır
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında savunmanın ilk ve çoğu zaman en belirleyici noktası, eylemin hangi suç kapsamında değerlendirileceğidir. TCK m. 191, kullanmak için uyuşturucu madde satın alma, kabul etme veya bulundurma suçuna ilişkindir. TCK m. 188 ise uyuşturucu madde imal ve ticareti suçunu düzenler. Bu iki madde arasındaki fark, yaptırım bakımından son derece büyüktür.
Mahkeme bu ayrımı yaparken yalnızca ele geçirilen maddenin miktarına bakmaz. Maddenin miktarı, paketlenme şekli, hassas terazi veya paketleme materyali bulunup bulunmadığı, para hareketleri, iletişim kayıtları, fiziki takip tutanakları, tanık beyanları, kişinin kullanıcı olup olmadığı ve ele geçirilen maddenin kişisel kullanım sınırları içinde kalıp kalmadığı birlikte değerlendirilir.
Uygulamada çoğu zaman şu tablo ile karşılaşılır: Kişinin üzerinde az miktarda uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. Satışa ilişkin teknik takip yoktur. Alıcı beyanı yoktur. Hassas terazi veya paketleme materyali yoktur. Para trafiği ortaya konulamamıştır. Buna rağmen dosya uyuşturucu ticareti suçu olarak yürütülmektedir. İşte bu noktada müdafiinin görevi, dosyada gerçekten ticaret kastını gösteren somut, hukuka uygun ve denetlenebilir delil olup olmadığını ortaya koymaktır. Çünkü ceza yargılamasında varsayım ile mahkumiyet kurulamaz. “Kullanıcı mı, satıcı mı?” sorusunun cevabı ezbere değil, dosyadaki delillerin tek tek tartışılmasıyla verilebilir.
2. Soruşturma Nasıl Başlar ve Ne Zaman Müdahale Edilmeli?
Uyuşturucu madde ticareti soruşturmaları genellikle ihbar, teknik takip, fiziki takip, gizli soruşturmacı kullanımı, iletişimin tespiti, tanık beyanı, kolluk yakalaması veya arama işlemiyle başlar. Bu aşamada gözaltı kararı verilebilir, üst araması, araç araması veya konut araması yapılabilir, ele geçirilen maddeler kriminal incelemeye gönderilebilir.
Soruşturmanın ilk saatleri, davanın seyrini belirleyen en kritik zaman dilimidir. Müdafiin bu aşamada devreye girmesi — ifade öncesinde şüpheliyle görüşmesi, arama tutanaklarını incelemesi, el koyma zincirini sorgulaması ve susma hakkının doğru kullanılıp kullanılmayacağını değerlendirmesi — savunma hakkı bakımından hayati önem taşır. İlk ifadede söylenen her cümle, daha sonra iddianamede ve mahkeme aşamasında sanığın karşısına çıkabilir. Bu nedenle soruşturmanın hangi yöntemle başladığı, kolluğun hangi bilgiye dayanarak işlem yaptığı, arama işleminin hangi hukuki dayanakla gerçekleştirildiği ve delillerin hangi usulle toplandığı en başta incelenmelidir.
Uyuşturucu ticareti suçunda savunma çoğu zaman duruşma salonunda değil, soruşturmanın ilk saatlerinde kurulur.
3. Arama İşlemi: Savunmanın İlk Denetim Noktası
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında müdafiinin ilk inceleyeceği belgelerden biri arama tutanağıdır. Çünkü birçok uyuşturucu dosyasında dosyanın temel delili, arama sonucunda ele geçirilen maddedir. Bu nedenle aramanın hukuka uygun olup olmadığı, doğrudan davanın sonucuna etki edebilir.
Şu sorular mutlaka sorulmalıdır:
Arama kararı var mı? Karar hakim tarafından mı verilmiş, yoksa gecikmesinde sakınca bulunan hal gerekçesiyle Cumhuriyet savcısının yazılı emri mi var? Arama kararı hangi yeri, hangi kişiyi, hangi zamanı ve hangi kapsamı içeriyor? Üst araması mı, araç araması mı, konut araması mı yapılmış? Tutanakta imza eksikliği, saat uyumsuzluğu veya anlatım çelişkisi var mı? Ele geçirilen maddenin nerede ve ne şekilde bulunduğu açıkça yazılmış mı?
Bu soruların her biri önemlidir. Çünkü “madde oradaydı” demek ile “madde sanığa aitti” demek aynı şey değildir. Özellikle ortak kullanılan evlerde, araçlarda, işyerlerinde veya birden fazla kişinin bulunduğu alanlarda ele geçirilen maddelerin kime ait olduğu ayrıca ispatlanmalıdır.
Savunma açısından yalnızca maddenin ele geçirilmesi değil, maddenin nerede bulunduğu, kimin zilyetliğinde olduğu, kimin kullanım alanında ele geçtiği ve sanıkla nasıl ilişkilendirildiği tartışılmalıdır.
4. Önleme Araması, Adli Arama ve Hukuka Aykırı Delil
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında en kritik tartışmalardan biri önleme araması ile adli arama ayrımıdır. Önleme araması, suç işlenmesini veya kamu düzenine yönelik tehlikeyi önlemeye yönelik idari nitelikte bir işlemdir. Adli arama ise suç şüphesi ortaya çıktıktan sonra, şüphelinin yakalanması veya suç delillerinin elde edilmesi amacıyla yapılan aramadır.
Bu ayrım yalnızca teorik bir ayrım değildir. Uygulamada dosyanın kaderini değiştirebilir.
Eğer kolluk görevlileri belirli bir kişinin uyuşturucu madde taşıdığına, sattığına veya naklettiğine dair somut suç şüphesine ulaşmışsa, artık işlem adli nitelik kazanır. Bu durumda kural olarak CMK hükümlerine uygun adli arama kararı veya yazılı arama emri gerekir. Somut suç şüphesi oluştuktan sonra yalnızca önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama, bazı durumlarda hukuka aykırı delil tartışmasını gündeme getirebilir.
Buna karşılık, olayın özelliğine göre suçüstü hali, delillerin kaybolma ihtimali, çok kısa zaman aralığı, kimlik tespitinin yapılamaması ve derhal müdahale zorunluluğu gibi koşullar mevcutsa, aramanın hukuka uygun olduğu da kabul edilebilir. Bu nedenle her dosyada ezbere “arama hukuka aykırıdır” veya “arama hukuka uygundur” denilemez.
Müdafiinin yapması gereken şey, arama işlemini somut dosya üzerinden denetlemektir. Kolluk ne zaman bilgi aldı? Ne kadar süre geçti? Adli arama kararı alınması mümkün müydü? Suçüstü hali var mıydı? Arama kararının kapsamı neydi? Cumhuriyet savcısına ne zaman bilgi verildi? Tutanak bu süreci doğruluyor mu?
Bu sorular cevaplanmadan uyuşturucu ticareti dosyasında sağlıklı savunma kurulamaz.
5. Tutuklama ve İtiraz: Katalog Suç Otomatik Tutuklama Değildir
Uyuşturucu ticareti suçu katalog suçlar arasında yer aldığı için uygulamada tutuklama tedbirine sıkça başvurulmaktadır. Ancak katalog suç kapsamında olmak, tek başına tutuklama için yeterli değildir.
CMK m. 100 uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması ve ayrıca bir tutuklama nedeninin mevcut olması gerekir. Kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali, tanıklar üzerinde baskı oluşturma riski gibi nedenler somutlaştırılmadan, yalnızca suçun vasfına dayanılarak tutuklama kararı verilmesi ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilir.
Tutuklamaya itirazda şu hususlar somut şekilde ileri sürülmelidir:
Şüphelinin sabit ikametgahı, Delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, Arama ve el koyma işlemlerinin tamamlanmış bulunması, Tanıklar üzerinde baskı ihtimalinin somut olarak gösterilememesi, Ele geçirilen maddenin miktarı ve niteliği, Ticaret kastını gösteren somut delillerin bulunup bulunmadığı, Adli kontrol tedbirlerinin yeterli olup olmayacağı.
Tutuklama, bir ceza değil, koruma tedbiridir. Bu nedenle uyuşturucu madde ticareti dosyalarında tutuklama itirazı da kalıp cümlelerle değil, dosyanın delil yapısına göre hazırlanmalıdır.
6. Delil Analizi: Her Buluntu Ticaret Kanıtı Değildir
Uyuşturucu madde ticareti suçunda mahkumiyet için suçun manevi unsurlarından olan ticaret kastının ispatlanması gerekir. Yalnızca uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi, her zaman uyuşturucu madde ticareti suçunun oluştuğu anlamına gelmez.
Delil değerlendirmesinde şu unsurlar birlikte incelenmelidir:
Maddenin miktarı, Maddenin paketlenme biçimi, Paket sayısı, Hassas terazi bulunup bulunmadığı, Kilitli poşet, folyo, paketleme materyali gibi eşyaların varlığı, Ele geçen para miktarı ve paranın niteliği, Telefon görüşmeleri ve mesaj içerikleri, HTS kayıtları, Fiziki takip tutanakları, Alıcı veya tanık beyanları, Kriminal raporun içeriği, Sanığın kullanıcı olup olmadığı.
Ancak bu unsurların hiçbiri tek başına doğrudan sonuç doğurmaz. Örneğin birden fazla paket bulunması her zaman ticaret anlamına gelmeyebilir; aynı şekilde az miktarda madde bulunması da her zaman kullanmak için bulundurma anlamına gelmez. Önemli olan delillerin bir bütün halinde neyi gösterdiğidir.
Müdafii bu noktada dosyadaki her delil kalemini ayrı ayrı tartışmaya açmalıdır. “Ticaret kastını gösteren somut, hukuka uygun ve birbirini destekleyen delil var mı?” sorusu savunmanın merkezinde yer almalıdır.
7. Soyut Beyan, İkrar ve Maddi Delil Meselesi
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında sıkça karşılaşılan delillerden biri kullanıcı veya tanık beyanıdır. Bir kişinin “Ben bu şahıstan uyuşturucu aldım” şeklindeki beyanı, dosya açısından elbette önemlidir. Ancak bu beyanın mahkumiyet için yeterli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Soyut, duyuma dayalı, başka delillerle desteklenmeyen, çelişkili veya menfaat karşılığı verilmiş olabilecek beyanların tek başına mahkumiyet gerekçesi yapılması ciddi tartışmalara yol açar. Özellikle beyana konu uyuşturucu madde ele geçirilmemişse, bu maddenin gerçekten uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığı teknik yöntemlerle saptanmamışsa, yalnızca anlatıma dayanılarak kesin kanaat oluşturulması savunma açısından mutlaka tartışılmalıdır.
Aynı durum ikrar bakımından da geçerlidir. Ceza yargılamasında ikrar önemlidir; ancak ikrarın da maddi delillerle desteklenmesi gerekir. Uyuşturucu maddenin kendisi, kriminal rapor, iletişim kayıtları, kamera görüntüleri, fiziki takip tutanakları veya başka somut deliller olmadan yalnızca beyan üzerinden mahkumiyet kurulması, somut olayın özelliklerine göre savunmanın en önemli itiraz alanlarından biri olabilir.
Bu nedenle uyuşturucu madde ticareti dosyalarında beyan delili mutlaka şu sorularla sorgulanmalıdır:
Beyan veren kişi kullanıcı mı? Hakkında ayrı bir soruşturma var mı? Beyan menfaat sağlama amacı taşıyor olabilir mi? Beyan önceki ifadelerle uyumlu mu? Beyana konu madde ele geçirilmiş mi? Madde kriminal incelemeye tabi tutulmuş mu? Beyan başka maddi delillerle destekleniyor mu?
Bu soruların cevabı verilmeden, yalnızca “tanık söyledi” veya “kullanıcı beyan etti” denilerek mahkumiyet kurulması ceza hukuku bakımından kabul edilemez.
8. Dijital Deliller: WhatsApp, HTS ve Telefon Kayıtları
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında WhatsApp yazışmaları, telefon görüşmeleri, HTS kayıtları, konum bilgileri ve baz istasyonu kayıtları sıkça delil olarak kullanılmaktadır. Ancak dijital deliller de kendi içinde dikkatle incelenmesi gereken delillerdir.
Öncelikle telefon incelemesinin hukuka uygun şekilde yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır. Telefon rıza ile mi teslim edilmiştir? El koyma kararı var mıdır? İnceleme kararı alınmış mıdır? İmaj alma işlemi yapılmış mıdır? Dijital materyalin bütünlüğü korunmuş mudur? Mesajların bağlamı doğru değerlendirilmiş midir?
WhatsApp yazışmalarında kullanılan ifadeler çoğu zaman kapalı, argo veya yoruma açık olabilir. Bu nedenle mesajların tek tek değil, konuşmanın bütünü içinde değerlendirilmesi gerekir. Bir kelime veya kısa cümle, dosyanın geri kalanından koparılarak ticaret delili gibi sunulamaz.
HTS kayıtları da tek başına suç delili değildir. HTS kaydı, iki kişi arasında iletişim olduğunu veya aynı bölgede bulunulduğunu gösterebilir; ancak uyuşturucu madde ticareti yapıldığını her zaman göstermez. Bu nedenle HTS kayıtlarının fiziki takip, kamera kaydı, mesaj içeriği, para hareketi veya ele geçirilen madde ile desteklenip desteklenmediği incelenmelidir.
Dijital delillerde savunmanın temel sorusu şudur: Bu kayıtlar gerçekten ticaret kastını mı gösteriyor, yoksa yalnızca iletişim kurulduğunu mu ortaya koyuyor?
9. Etkin Pişmanlık: Her İsim Verme İndirim Nedeni Değildir
Uyuşturucu madde suçlarında TCK m. 192 kapsamında etkin pişmanlık hükümleri gündeme gelebilir. Ancak uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, her isim vermenin veya her ikrarın otomatik olarak etkin pişmanlık indirimi sağlayacağını düşünmektir.
Etkin pişmanlıktan yararlanılabilmesi için verilen bilginin doğru, somut, yararlı ve sonuca etkili olması gerekir. Failin verdiği bilgi, suçun ortaya çıkmasına veya suç ortaklarının yakalanmasına gerçek anlamda katkı sağlamalıdır. Zaten bilinen, dosyada mevcut olan, soyut kalan veya sonuca etkisi bulunmayan açıklamalar etkin pişmanlık bakımından yeterli kabul edilmeyebilir.
Ayrıca kişinin kendi suçu arama işlemiyle, ele geçirilen maddeyle veya mevcut delillerle zaten ortaya çıkmışsa, sonradan yapılan ikrarın etkin pişmanlık bakımından her zaman sonuç doğurmayacağı unutulmamalıdır. Aynı şekilde, hakkında bilgi verilen kişinin gerçekten suç ortağı olup olmadığı, uyuşturucu maddeyle bağlantısının somut şekilde ortaya konulup konulmadığı da önemlidir.
Bu nedenle etkin pişmanlık değerlendirmesi yapılırken şu sorular sorulmalıdır:
Verilen bilgi daha önce dosyada var mıydı? Bilgi yeni ve somut mu? Bu bilgi sayesinde başka bir fail yakalanmış mı? Uyuşturucu madde ele geçirilmiş mi? Bilgi doğru ve denetlenebilir mi? Failin açıklaması gerçekten sonuca etkili olmuş mu?
Uyuşturucu dosyalarında panikle başkasını işaret etmek, savunmayı güçlendirmek yerine zayıflatabilir. Bu nedenle etkin pişmanlık stratejisi mutlaka dosya kapsamı görülerek ve hukuki sonuçları değerlendirilerek kurulmalıdır.
10. Zincirleme Suç: Birden Fazla Kişi Her Zaman Artırım Sebebi Değildir
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında bir diğer önemli tartışma zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağıdır. Özellikle aynı olay içinde birden fazla kişiye uyuşturucu madde verildiği iddia edildiğinde, mahkemeler zaman zaman TCK m. 43 kapsamında artırım yapabilmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Birden fazla kişinin dosyada yer alması, otomatik olarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı anlamına gelmez. Eylemlerin aynı zaman diliminde, tek bir iradi karar kapsamında ve bir bütün halinde gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilmelidir.
Eğer aynı olay içinde, aynı yerde, aynı zaman diliminde ve tek bir uyuşturucu ticareti yapma kararı kapsamında gerçekleşen hareketler varsa, bunların hukuki anlamda tek fiil olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulabilir. Buna karşılık, farklı zamanlarda, farklı kişilere, birbirinden bağımsız satış eylemleri varsa zincirleme suç tartışması gündeme gelebilir.
Bu nedenle zincirleme suç değerlendirmesinde şu ayrım önemlidir:
Eylemler aynı zaman diliminde mi gerçekleşti? Aynı iradi karar kapsamında mı hareket edildi? Satış eylemleri birbirinden bağımsız mı? Her bir eylem tamamlandıktan sonra yeni bir suç zamanı başlamış mı? Dosyada bunu gösteren somut delil var mı?
Müdafii, zincirleme suç artırımına karşı yalnızca “uygulanmamalıdır” demekle yetinmemeli; olayın zaman çizelgesini, kişilerin hareketlerini, buluşma anını, satış iddiasının tek mi yoksa birden fazla bağımsız fiil mi olduğunu somutlaştırmalıdır.
11. Kovuşturma Aşamasında Savunma Stratejisi
Uyuşturucu madde ticareti suçunda kovuşturma aşamasında savunma, yalnızca sanığın suçu işlemediğini söylemekten ibaret olmamalıdır. Dosyada hangi delilin neyi ispatladığı, hangi delilin hukuka uygun olduğu, hangi beyanın güvenilir olduğu, hangi teknik raporun ne ölçüde denetlenebilir olduğu ayrı ayrı tartışılmalıdır.
Bu aşamada savunmanın temel başlıkları şunlar olabilir:
Suç vasfının TCK m. 188 yerine TCK m. 191 kapsamında değerlendirilmesi, Arama ve el koyma işlemlerinin hukuka uygunluğunun tartışılması, Kriminal raporun içeriğinin ve numune bütünlüğünün incelenmesi, Beyanlar arasındaki çelişkilerin ortaya konulması, Tanıkların mahkeme huzurunda dinlenilmesinin talep edilmesi, HTS ve dijital delillerin bağlam içinde değerlendirilmesi, Kamera kayıtları, fiziki takip tutanakları ve para hareketlerinin dosyaya kazandırılması, Tutukluluğun ölçüsüzlüğünün ileri sürülmesi, Zincirleme suç ve nitelikli hal artırımlarının ayrıca tartışılması.
Tanıklar dinlenirken beyanlarının tutarlılığı, bağımsızlığı ve somut dayanağı sorgulanmalıdır. Özellikle kullanıcı beyanlarının tek başına yeterli olup olmadığı, beyanın hangi aşamada verildiği, beyan veren kişinin kendi dosyasındaki konumu ve menfaat ihtimali mutlaka değerlendirilmelidir.
Kriminal rapor da sorgulanabilir bir belgedir. Maddenin net miktarı, etken madde oranı, numune bütünlüğü, şahit numune, analiz yöntemi ve raporun dosyadaki diğer delillerle ilişkisi savunma açısından önemlidir.
Uyuşturucu ticareti dosyalarında iyi savunma, dosyadaki her delile ayrı ayrı temas eden savunmadır.
12. Avukatın Rolü: Duruşma Salonundan Çok Öncesi
Uyuşturucu madde ticareti dosyaları, yüksek ceza tehdidi ve tutuklama riski nedeniyle uzmanlık gerektiren dosyalardır. Bu tür dosyalarda avukatın görevi yalnızca duruşmaya katılmak değildir.
Avukatın asıl rolü çoğu zaman soruşturmanın ilk anında başlar. Gözaltı haberini alır almaz dosyaya müdahale etmek, ifade öncesi şüpheliyle görüşmek, arama ve el koyma tutanaklarını incelemek, susma hakkının kullanılıp kullanılmayacağını değerlendirmek, ilk ifadenin kapsamını doğru belirlemek ve tutuklama riskine karşı hazırlık yapmak gerekir.
Uygulamada sıkça görülen tablo şudur: Şüpheli, avukatı gelmeden ifade verir. Arama tutanağını okumadan imzalar. Panikle, dosyadaki anlamını bilmeden bazı kişilerin ismini verir. Ya da kendisini kurtarmak isterken ticaret kastını güçlendirecek cümleler kurar.
Bu hatalar çoğu zaman sonradan geri alınması zor hatalardır. Bu nedenle uyuşturucu madde ticareti soruşturmalarında avukatın erken müdahalesi, savunmanın en önemli parçasıdır.
Sonuç: Delil Yapısını Görmeden Savunma Yapılmaz
Uyuşturucu madde ticareti suçu, Türk Ceza Kanunu’nun en ağır yaptırımlar öngördüğü suç tiplerinden biridir. Ancak her uyuşturucu buluntu olayı, ticaret suçunun oluştuğu anlamına gelmez. Ceza yargılamasında önemli olan iddianın somut, hukuka uygun ve yeterli delillerle ispatlanmasıdır.
Bu nedenle uyuşturucu ticareti dosyalarında savunma, dosyanın delil yapısı görülmeden kurulamaz. Arama işleminin hukuka uygunluğu, ele geçirilen maddenin miktarı ve niteliği, muhafaza zinciri, kriminal rapor, dijital deliller, tanık beyanları, ikrar, etkin pişmanlık ve zincirleme suç tartışmaları birlikte değerlendirilmelidir.
Savunma yalnızca “suçsuzum” demekle sınırlı kalmamalı; her delil kalemi tek tek sorgulanmalı, hukuka aykırı deliller ayrıştırılmalı, soyut beyanlar tartışılmalı ve suç vasfının doğru belirlenmesi için dosya bütünlüğü ortaya konulmalıdır.
Uyuşturucu madde ticareti dosyalarında kazanılan savunmalar çoğu zaman duruşma salonunda değil, soruşturmanın ilk saatlerinde atılan doğru adımlarla şekillenir.
Yasal Uyarı
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan açıklamalar, somut olayın özellikleri değerlendirilmeden hukuki danışmanlık olarak kabul edilemez. Uyuşturucu madde ticareti veya kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde somut dosya özelinde hukuki destek alınması büyük önem taşır.

