İki işletme, e-posta ve telefon üzerinden haftalarca görüşür. Ürün, miktar ve fiyat üzerinde anlaşılır. Ödeme ve teslimat takvimi ise “görüşerek netleştiririz” denilerek sonraya bırakılır. Taraflardan biri işe başlar, diğer taraf numune onayları verir. Birkaç hafta sonra ilişki bozulur ve karşı taraf şu cümleyi kurar: “Biz herhangi bir sözleşme yapmadık, aramızda bağlayıcı bir anlaşma yok.” Uygulamada bu cümleyle sık karşılaşılır. Ancak hukuken bu cümle, sanıldığı kadar güçlü değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmenin kurulmasına ilişkin hükümleri, bir sözleşmenin ne zaman varlık kazandığını belirleyen temel çerçeveyi oluşturur. Bu çerçeve, günlük hayatta kullanılan “sözleşme” kelimesinden çok daha geniştir. Bir e-posta, bir WhatsApp mesajı, telefon görüşmesinde verilen açık bir onay, hatta bazı hallerde bir davranış dahi sözleşmenin kurulmasına yol açabilir. İşe başlamak, ödeme yapmak, mal teslim almak, gönderilen taslağı onaylamak veya bir teklife “tamam” demek; koşulları oluştuğunda hukuki sonuç doğurabilecek irade açıklamalarıdır. Bunun yanında, tarafların “anlaştık” zannettiği bazı durumlarda ise henüz sözleşmenin kurulmadığı sonucuna varılması da mümkündür. Bu yazıda, sözleşmenin ne zaman kurulmuş sayılacağı; teklif, kabul, sessizlik, yazışmalar, ana hatlarda anlaşma, genel işlem koşulları ve uygulamada sık karşılaşılan yanılgılar üzerinden ele alınacaktır.
1. Sözleşme Nasıl Kurulur? Genel İlke
Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesine göre sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması açık olabileceği gibi örtülü de olabilir.
Bu kısa hüküm, sözleşmeler hukukunun temelini oluşturur. Burada üç unsur önemlidir: tarafların irade açıklamasında bulunması, bu açıklamaların karşılıklı olması ve içerik olarak birbirine uygun düşmesi.
Kanundaki asıl dikkat edilmesi gereken ifade ise irade açıklamasının açık veya örtülü olabileceğidir.
Açık irade açıklaması; “kabul ediyorum”, “tamam”, “olur”, “başlayabilirsiniz” gibi sözlerle ya da bir belgenin imzalanmasıyla gerçekleşebilir. Örtülü irade açıklaması ise kişinin davranışlarından anlaşılır.
Örneğin bir taksiye binip adres söylemek, bir kafede menüden sipariş vermek, gönderilen bir iş teklifine karşılık “uygundur, başlayalım” yazmak veya hazırlanan taslağa “bu şekilde devam edelim” demek, her biri kendi koşulları içinde sözleşmenin kurulmasına elverişli irade açıklamalarıdır.
Türk hukukunda temel ilke şekil özgürlüğüdür. Kanun belirli bir sözleşme için özel bir şekil şartı öngörmemişse veya taraflar kendi aralarında yazılı şekli geçerlilik şartı haline getirmemişse, sözleşme sözlü olarak, davranışla, e-posta ile veya mesaj yoluyla da kurulabilir.
Bu nedenle “yazılı bir belge yok” demek, her zaman “sözleşme yok” anlamına gelmez. Bazı durumlarda yazılı belge bulunmaması, sözleşmenin varlığına değil, yalnızca sözleşmenin ispatına ilişkin bir sorun oluşturur.
2. “Yazılı Sözleşme Yok, Demek ki Bağlayıcı Değil” Yanılgısı
Uygulamada en sık karşılaşılan yanılgılardan biri, sözleşmenin mutlaka üzerinde “SÖZLEŞME” yazan, taraflarca imzalanmış bir kağıttan ibaret olduğunun düşünülmesidir. Bu düşünceye göre böyle bir kağıt yoksa taraflar arasında bağlayıcı bir hukuki ilişki de yoktur.
Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun yukarıda açıklanan sistemi bu kadar dar değildir.
Bir örnek üzerinden açıklayalım: Bir web tasarımcısı, bir işletme sahibiyle telefonda görüşür ve “60.000 TL’ye, üç hafta içinde, anlaştığımız taslağa uygun bir kurumsal site hazırlarım” der. İşletme sahibi de WhatsApp üzerinden “uygundur, başlayabilirsiniz” şeklinde cevap verir. Tasarımcı çalışmaya başlar, ara taslaklar gönderilir, işletme sahibi bu taslaklara “bu haliyle devam edelim” diye yanıt verir. İş tamamlandığında ise işletme sahibi “biz hiçbir kağıt imzalamadık, ödeme yapmıyorum” der.
Bu durumda hukuken bakılması gereken şey yalnızca imzalı bir sözleşme olup olmadığı değildir. Tasarımcının işi belirli bir bedelle yapmayı teklif etmesi bir öneridir. İşletme sahibinin “başlayabilirsiniz” demesi ise bu öneriye uygun bir kabuldür. Buna bir de işin yapılması, ara taslakların onaylanması ve tarafların süreçteki davranışları eklendiğinde, Türk Borçlar Kanunu anlamında bir sözleşmenin kurulduğu sonucuna varılabilir.
Burada “imza atılmadı” cümlesi doğru olabilir. Ancak bundan çıkan sonuç her zaman “sözleşme yok” değildir. Daha doğru sonuç şudur: taraflar arasında sözleşmenin varlığını gösteren tek ve klasik bir yazılı metin yoktur. Bu ise çoğu zaman sözleşmenin varlığı değil, ispatı meselesidir.
Bu nedenle özellikle ticari ilişkilerde, “nasıl olsa imza atmadık” düşüncesiyle hareket etmek ciddi hukuki sonuçlara yol açabilir.
3. Bir İlan veya Fiyat Listesi “Öneri” midir, Yoksa Sadece “Davet” mi?
Sözleşme görüşmeleri sırasında taraflar bazen bağlanmak amacıyla değil, karşı taraftan teklif almak veya müzakere sürecini başlatmak amacıyla açıklamalarda bulunur. Bu tür açıklamalar hukuken “öneriye davet” olarak nitelendirilir.
Öneriye davette bulunan kişi, karşı tarafı sözleşme yapmaya çağırır; ancak karşı tarafın “kabul ediyorum” demesiyle hemen sözleşmenin kurulmasını istemez. Başka bir ifadeyle, son sözü kendisinde tutmak ister.
Bunun en bilinen örnekleri ticari reklamlar, vitrin sergilemeleri, kataloglar ve genel duyurulardır. Bir mağazanın vitrinine ürün koyması, kural olarak, “bu ürünü satmayı kesin olarak taahhüt ediyorum” anlamına gelmez. Bu daha çok müşteriyi mağazaya davet eden bir açıklamadır.
Ancak bu kural mutlak değildir.
Bir ilan veya reklam, satılacak şeyin türünü, miktarını ve fiyatını yeterli açıklıkta içeriyorsa ve bağlayıcı olmama yönünde bir kayıt yoksa, bazı hallerde doğrudan öneri olarak da değerlendirilebilir. Bu durumda karşı tarafın kabul beyanıyla sözleşmenin kurulması gündeme gelebilir.
Fiyat listeleri ve tarifeler bakımından da dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Türk Borçlar Kanunu’nun 8. maddesine göre aksi açıkça anlaşılmadıkça, fiyat listesi veya tarife gönderilmesi öneri sayılabilir.
Bu düzenlemenin pratik sonucu önemlidir. Bir tedarikçi, karşı tarafa ayrıntılı bir fiyat listesi göndermiş ve bu listeye “bağlayıcı değildir”, “stoklarla sınırlıdır”, “fiyatlarımız değişebilir” gibi bir kayıt düşmemişse, karşı tarafın bu liste üzerinden sipariş vermesi sözleşmenin kurulması sonucunu doğurabilir.
Bu nedenle ticari ilişkilerde gönderilen fiyat teklifleri, kataloglar ve fiyat listeleri yalnızca ticari belgeler olarak değil, aynı zamanda hukuki sonuç doğurabilecek metinler olarak değerlendirilmelidir.
4. “Stoklarla Sınırlıdır” Gibi Notların Hukuki Etkisi
Bir açıklamanın ayrıntılı ve belirli olması, onu her durumda bağlayıcı bir öneri haline getirmez. Öneride bulunan kişi bazı kayıtlarla kendisini bağlamama hakkını saklı tutabilir.
Örneğin “stoklarla sınırlıdır”, “önceden satılmış olabilir”, “fiyatlarımız değişebilir”, “tarafımızı bağlamamak kaydıyla”, “döviz kurundaki değişiklikler saklıdır” gibi ifadeler, teklifin bağlayıcılığını sınırlayabilir.
Bu tür kayıtların amacı, karşı tarafın tek taraflı kabul beyanıyla otomatik olarak sözleşme kurmasını engellemektir.
Örneğin bir satıcı fiyat listesi gönderirken “stok durumuna göre değişiklik gösterebilir” şeklinde açık bir not düşmüşse, karşı tarafın yalnızca “bu fiyattan alıyorum” demesi her zaman doğrudan sözleşme kurulması sonucunu doğurmayabilir. Çünkü satıcı, baştan itibaren bu açıklamanın kesin ve bağlayıcı bir teklif olmadığını belirtmiştir.
Aynı durum kampanya duyuruları, kataloglar ve toplu fiyat teklifleri için de geçerlidir. Bu nedenle teklif metinlerinin nasıl kaleme alındığı, yalnızca ticari bir tercih değil, doğrudan hukuki sonuç doğuran bir meseledir.
Diğer taraftan, bağlayıcı olmama kaydı içermeyen, belirli ve bütünlüklü bir teklif gönderen taraf bakımından risk daha fazladır. Karşı tarafın olumlu cevabı, beklenmedik şekilde bağlayıcı bir sözleşmenin kurulmasına yol açabilir.
Bu nedenle özellikle yüksek bedelli veya uzun süreli ticari ilişkilerde, teklifin bağlayıcı olup olmadığı açıkça yazılmalıdır.
5. Verdiğim Teklifi Geri Çekebilir miyim?
Bir öneri veya kabul açıklaması, karşı tarafa ulaşıp hüküm doğurmaya başladıktan sonra kural olarak tek taraflı şekilde geri alınamaz. Çünkü karşı taraf, kendisine ulaşan bu açıklamaya güvenerek hareket edebilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 10. maddesi ise bu konuda sınırlı bir istisna düzenler. Buna göre geri alma açıklaması, asıl açıklamadan önce veya en geç onunla aynı anda karşı tarafa ulaşırsa, açıklama hüküm doğurmaz. Aynı şekilde karşı taraf, geri alma açıklamasını asıl açıklamadan önce öğrenirse de geri alma mümkün olabilir.
Bir örnekle açıklayalım: Bir toptancı, müşterisine kargo yoluyla yazılı bir fiyat teklifi gönderir. Teklifin gönderildiği gün fiyatlandırmada hata yaptığını fark eder ve aynı gün müşterisine e-posta atarak “gönderdiğimiz teklifte hatalı fiyat bulunmaktadır, lütfen dikkate almayınız; güncel teklif ayrıca iletilecektir” der. Bu uyarı, müşteri kargoyu açmadan veya teklifi öğrenmeden önce ulaşırsa, ilk teklif hüküm doğurmamış sayılabilir.
Ancak müşteri teklifi okumuş ve “kabul ediyoruz” şeklinde cevap vermişse, artık geri alma için geç kalınmış olabilir. Bu durumda sözleşmenin kurulup kurulmadığı, teklifin içeriği ve kabul beyanının zamanı birlikte değerlendirilir.
Burada belirleyici olan, açıklamayı gönderenin ne zaman gönderdiği değil, açıklamayı alan kişinin bu açıklamayla ne zaman karşılaştığıdır.
Bu nedenle hatalı teklif, yanlış fiyatlandırma veya yanlışlıkla gönderilen kabul beyanı gibi durumlarda hızlı hareket edilmesi gerekir. Zira karşı taraf açıklamayı öğrendikten sonra geri alma imkanı önemli ölçüde daralır.
6. Cevap Vermemek, Yani Susmak, Kabul Sayılır mı?
Genel kural olarak susmak kabul anlamına gelmez. Kendisine teklif yöneltilen kişi, kural olarak bu teklife olumlu veya olumsuz cevap vermek zorunda değildir.
Bu nedenle bir kişinin teklif metnine “üç gün içinde itiraz etmezseniz kabul etmiş sayılırsınız” yazması, tek başına karşı tarafın susmasını kabul haline getirmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 6. maddesi, susmanın ancak belirli şartlarda kabul sonucu doğurabileceğini kabul eder.
Kanuna göre öneren, kanun, işin özelliği veya durumun gereği açık bir kabul beklemek zorunda değilse ve öneri uygun bir sürede reddedilmezse, sözleşme kurulmuş sayılabilir.
Bu istisnanın en bilinen örneklerinden biri vekalet sözleşmesidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 503. maddesine göre kendisine bir işin görülmesi önerilen kişi, bu konuda resmi sıfata sahipse, bu işi yapmak mesleğinin gereğiyse veya bu gibi işleri kabul edeceğini duyurmuşsa, öneriyi hemen reddetmediği takdirde vekalet sözleşmesi kurulmuş sayılabilir.
Günlük hayattan örnek vermek gerekirse; özel ders verdiğini duyuran bir öğretmene “çocuğuma salı günleri saat 16.00’da matematik dersi verir misiniz?” şeklinde açık bir talep yöneltilirse ve öğretmen bu talebi gördüğü halde makul sürede reddetmezse, bazı durumlarda sözleşmenin kurulduğu ileri sürülebilir.
Benzer şekilde mesleği gereği belirli iş taleplerini alan kişiler bakımından da sessizlik her zaman güvenli bir yol değildir. Avukat, doktor, mali müşavir, danışman veya belirli hizmetleri sürekli olarak kabul ettiğini duyuran kişiler yönünden, gelen tekliflerin görmezden gelinmesi ileride tartışma oluşturabilir.
Bu nedenle kabul edilmeyen iş veya tekliflerin açıkça ve makul sürede reddedilmesi önemlidir.
7. “Ana Hatlarda Anlaştık, Detayları Sonra Konuşuruz” — Bu Durumda Ortada Sözleşme Var mı?
Ticari ilişkilerde en sık karşılaşılan konulardan biri de tarafların ana konularda anlaşması, bazı ayrıntıları ise sonraya bırakmasıdır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 2. maddesine göre taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile sözleşme kurulmuş sayılır. İkinci derecedeki noktalar üzerinde sonradan uyuşmazlık çıkarsa, hakim işin özelliğine bakarak bu boşlukları doldurabilir.
Burada “esaslı nokta” kavramı sözleşmenin türüne göre belirlenir.
Bir satış sözleşmesinde satılan şey ve bedel, kira sözleşmesinde kiralanan yer ve kira bedeli, hizmet ilişkisinde yapılacak iş ve ücret genellikle esaslı noktalardır. Ödeme vadesi, teslimat takvimi, fatura düzeni veya yan teknik ayrıntılar ise çoğu zaman ikinci derecedeki noktalar olarak kabul edilir.
Örneğin iki işletme ürün, miktar ve fiyat üzerinde anlaşmış; ödeme ve teslimat takvimini “sonra netleştiririz” diyerek sonraya bırakmışsa, sözleşmenin kurulmuş sayılması mümkündür. Çünkü taraflar sözleşmenin temel unsurlarında uyuşmuş olabilir.
Bu durumda taraflardan biri sonradan “teslimat günü belli değildi, o nedenle sözleşme hiç kurulmadı” diyemeyebilir. Uyuşmazlık halinde hakim, sözleşmenin niteliğine ve dürüstlük kuralına göre bu boşlukları değerlendirebilir.
Bu kuralın pratik sonucu şudur: “Detayları sonra konuşuruz” demek, her zaman “henüz bağlanmadık” anlamına gelmez. Eğer taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında anlaşmışsa, detayların sonraya bırakılması sözleşmenin kurulmasına engel olmayabilir.
Ancak henüz bağlanmak istemeyen tarafın bunu açıkça ifade etmesi gerekir. Yani “bu aşamada teklif bağlayıcı değildir”, “nihai sözleşme imzalanmadan taraflar bağlı olmayacaktır” veya “ödeme ve teslimat koşulları üzerinde ayrıca yazılı anlaşma sağlanmadıkça sözleşme kurulmuş sayılmayacaktır” gibi kayıtlar önem taşır.
8. “Ben Ancak Şu Şart Olursa Kabul Ederim” Demek Neden Önemli?
Sözleşmenin esaslı noktaları yalnızca kanuna veya sözleşmenin türüne göre belirlenen objektif unsurlardan ibaret değildir. Taraflardan biri, normalde ikinci derecede görülebilecek bir hususu kendisi için vazgeçilmez şart haline getirebilir.
Bu durumda o husus, somut ilişki bakımından öznel esaslı nokta haline gelir. Bu konuda anlaşma sağlanmadan sözleşmenin kurulduğu söylenemeyebilir.
Bir örnekle açıklayalım: Bir kiracı adayı, ev sahibiyle görüşürken açıkça “Bu daireyi ancak evcil hayvan beslememe izin verilirse kiralarım; aksi halde anlaşmamız mümkün değil” demiş olsun. Taraflar kira bedeli ve daire üzerinde anlaşmış olabilir. Ancak ev sahibi evcil hayvan konusunda yalnızca “bakarız, sonra konuşuruz” demiş ve açık bir onay vermemişse, sözleşmenin kurulup kurulmadığı tartışmalı hale gelir.
Çünkü kiracı adayı, evcil hayvan konusunu kendisi için sözleşmenin kurulmasının ön şartı haline getirmiştir. Bu husus çözülmeden kira bedeli ve daire üzerinde anlaşılmış olması, tek başına sözleşmenin kurulduğu sonucunu doğurmayabilir.
Bu örnek, müzakere sürecinde sizin için vazgeçilmez olan hususların açıkça belirtilmesinin neden önemli olduğunu gösterir.
Bir taraf için çok önemli olan bir şart, karşı taraf açısından “ufak detay” gibi görülebilir. Bu nedenle “ben zaten bu şartla kabul etmiştim” demek, şartın açıkça ifade edilmediği durumlarda her zaman yeterli olmayabilir.
Özellikle ticari ilişkilerde, kira görüşmelerinde, hizmet alımlarında ve uzun süreli sözleşmelerde, olmazsa olmaz şartların yazılı olarak ve yoruma kapalı şekilde belirtilmesi ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçebilir.
9. WhatsApp Yazışmaları ve E-postalar ile Sözleşme Kurabilir mi?
Sözleşmenin kurulmasına ilişkin yukarıda anlatılan kurallar yalnızca klasik imzalı sözleşmeler bakımından geçerli değildir. Günlük hayatta tarafların irade açıklamaları çoğu zaman WhatsApp, e-posta, SMS veya benzeri yazışmalar üzerinden yapılmaktadır.
Bu nedenle WhatsApp yazışmaları ve e-postalar hem sözleşmenin kurulmasına hem de sonradan sözleşmenin ispatına hizmet edebilir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi, elektronik ortamdaki verileri belge olarak kabul etmektedir. Yargıtay uygulamasında da WhatsApp yazışmaları, taraflarca inkar edilmediği veya teknik olarak doğrulanabildiği ölçüde delil başlangıcı veya somut olayın özelliğine göre ispat aracı olarak değerlendirilebilmektedir.
Örneğin taraflar arasında imzalı bir sözleşme bulunmasa bile, WhatsApp yazışmaları, ödeme dekontları, gönderilen taslaklar, onay mesajları ve yapılan işin niteliği birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin kurulduğu sonucuna varılabilir. Nitekim eser sözleşmesi ilişkilerinde WhatsApp yazışmaları ile ödeme kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay kararları da bulunmaktadır.
Bu nedenle yazışmalarda kullanılan ifadeler önemlidir.
“Bakarız”, “olur herhalde”, “büyük ihtimalle”, “şimdilik böyle ilerleyelim” gibi muğlak ifadeler, ileride farklı şekillerde yorumlanabilir. Buna karşılık “bu bedelle kabul ediyoruz”, “belirtilen şartlarla başlayabilirsiniz”, “teslim tarihi ve ücret konusunda mutabıkız” gibi açık ifadeler, sözleşmenin kurulması ve içeriğinin ispatı bakımından daha güçlüdür.
Bu durum iki yönlüdür. Bir yandan yazışmalar, hakkınızı ispat etmenizi kolaylaştırabilir. Diğer yandan dikkatsizce yazılmış bir mesaj, istemediğiniz halde bağlayıcı bir kabul olarak yorumlanabilir.
Bu nedenle özellikle yüksek bedelli, uzun süreli veya taraflar arasında güven sorunu bulunan ilişkilerde, müzakere sürecindeki kilit noktaların kısa ve açık bir e-posta ile özetlenmesi önemlidir. Fiyat, kapsam, teslim tarihi, ödeme şekli ve başlama onayı gibi noktaların netleştirilmesi ileride “sözleşme var mıydı, varsa içeriği neydi?” tartışmasını büyük ölçüde azaltır.
10. Sözleşmenin “Küçük Yazıları” Sizi Bağlar mı?
Bir tarafın, ileride çok sayıda benzer sözleşmede kullanmak üzere önceden tek taraflı olarak hazırladığı hükümler genel işlem koşulları olarak adlandırılır.
İnternet sitelerindeki kullanım şartları, sipariş sayfasındaki küçük puntolu hükümler, üyelik sözleşmeleri, banka sözleşmeleri, sigorta poliçeleri, kargo ve platform koşulları çoğu zaman genel işlem koşulu niteliğindedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 21. maddesine göre, karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girebilmesi için bazı şartlar gerekir. Bu koşulları düzenleyen taraf, karşı tarafa bu hükümler hakkında açıkça bilgi vermeli, karşı tarafın bunları öğrenmesine imkan sağlamalı ve karşı taraf da bu koşulları açık veya örtülü şekilde kabul etmelidir.
Bu şartlar sağlanmamışsa, ilgili hükümler sözleşme metninde yer alsa bile sözleşmenin içeriğine dahil edilmemiş sayılabilir.
Bu düzenlemenin işletmeler açısından sonucu şudur: Kullanım koşullarını yalnızca sayfanın en altına küçük puntoyla koymak veya tüketicinin dikkatini çekmeden onay kutusu işaretletmek her zaman yeterli olmayabilir. Özellikle karşı taraf aleyhine, beklenmedik veya ağır sonuçlar doğuran hükümler bakımından bu risk daha da artar.
Müşteriler ve sözleşmenin diğer tarafı açısından ise şu sonuç önemlidir: “Bir yere tıklayarak onay verdim” demek, o metindeki her hükmün otomatik olarak sizi bağlayacağı anlamına gelmez. Özellikle dikkat çekilmeyen, beklenmedik ve aleyhe sonuç doğuran hükümler ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle sözleşmenin küçük yazıları, bazen sözleşmenin en önemli kısmı olabilir. Ancak bu hükümlerin gerçekten bağlayıcı olup olmadığı, nasıl sunulduğuna ve karşı tarafın bunlardan haberdar edilip edilmediğine bağlıdır.
Sonuç: Sözleşme, İmzadan Önce Başlayabilir
Sözleşmenin kurulması, çoğu zaman tarafların düşündüğünden daha erken bir aşamada gerçekleşir. Bir fiyat teklifi göndermek, bu teklife “tamam” demek, işe başlamak, gönderilen taslağı onaylamak, ödeme yapmak veya bazı hallerde gelen bir teklifi makul sürede reddetmemek, sözleşmenin kurulması bakımından hukuki sonuç doğurabilir.
Bu nedenle “biz henüz sözleşme imzalamadık” cümlesi, her zaman “aramızda sözleşme yok” anlamına gelmez. Çoğu zaman bu cümle, yalnızca “elimizde imzalı tek bir metin yok” anlamına gelir.
Sözleşme, esaslı noktalar üzerinde tarafların iradelerinin uyuşmasıyla, taraflar fark etmeden daha önce kurulmuş olabilir.
Bunun tersi de mümkündür. Taraflar “anlaştık” zannetse bile, taraflardan biri kendisi için vazgeçilmez olan bir şartı açıkça belirtmiş ve bu konuda uyuşma sağlanmamışsa, sözleşmenin henüz kurulmadığı sonucuna varılabilir.
Bu nedenle müzakere sürecinin başından itibaren hangi açıklamanın bağlayıcı teklif, hangisinin yalnızca öneriye davet olduğu; hangi cevabın kabul sayılacağı, hangi sessizliğin hukuki sonuç doğurabileceği dikkatle değerlendirilmelidir.
Özellikle yüksek bedelli veya uzun süreli ilişkilerde, sözleşmenin varlığı ve kapsamı konusundaki belirsizlik ileride ciddi uyuşmazlıklara neden olabilir. Bu nedenle taraflar arasında yapılan yazışmalar, verilen onaylar, gönderilen teklifler ve fiili davranışlar birlikte değerlendirilmelidir.
Somut bir ilişkide sözleşmenin hangi aşamada ve hangi içerikle kurulduğu, taraflar arasındaki tüm iletişim, belgeler ve davranışlar incelenmeden kesin olarak belirlenemez.
Yasal Uyarı
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan açıklamalar, somut olayın özellikleri değerlendirilmeden hukuki danışmanlık olarak kabul edilemez. Bir görüşme, yazışma veya davranışın sözleşme kurup kurmadığı ya da hangi koşullar altında bağlayıcı hale geldiği, taraflar arasındaki iletişimin bütünü incelenmeden belirlenemez. Bu konuda adım atmadan önce somut olay özelinde hukuki destek alınması önemlidir.
